
“Özlediğin o kadın ben olsam…”
Hayat; hak etmeyen insanları, hak etmedikleri ödüllerle ve cezalarla sınıyor. Bir yapbozun ayrı köşeleri gibi oturan kenar bulamazsınız aranızda ya hani. Ama yine de kareyi tamamlamak zorundasınızdır aynı talihsiz fotoğrafta.
Hep o şarkıyı paylaşıyordu .Merak ettim, anlattı.
Bir ağaca umutla bağlanan renkli bez parçaları gibiydi her paylaşım, uç uca ulanan ve ulaşmaya çalışan bir yerlere. Her adayışın ardında bir adak vardı elbette. Her adağın ardındaki bir yanı buruk hikayeler olduğu gibi. Bekleyiş ve özlemini türkülere döken kadîm zamanların insanları gibiydi aslında duruşu ama biraz kolaycılığa kaçmıştı sadece.
Soylu duyguların buz gibi bir hissizlik duvarına çarpması kadar iç acıtan bir durumdu O’nunki. Tutarsız, umarsız ve içinde çiçek açtıracak gümrah tarlalar barındırmayan, heyelan görmüş bir yamaca atmıştı tohumu. Yeşermesini bekliyordu yeşil yeşil. Paylaştığı şarkının klibinde bir araya getirilmiş baygın renkleri ile suluboya tablolardaki gibi, coşkulu, pembe, eflatun, mor, mavi çiçekli taraçaları olan, serin sahil kasabaları kadar umut ve hayat doluydu oysaki. Direnmiş ve bırakıp gitmemişti.
Hep aynı şarkıyı aynı kliple paylaşıyordu
“Özlediğin o kadın ben olsam…”